27 Ağustos 2012

Evim evim güzel evim

Tatile giderken evimi bu kadar özleyeceğimi aklıma gelmemişti ama Ardahan da olsa insanın evi gibisi yok.Bizim için değişik bir tatildi.Mutluydum çünkü oğlum her anın tadını doyasıya çıkardı.Ati adeta keyiften çıldırdı.Hiç yabancılık çekmedi.İzmir'de babaannesi dedesi ile Bodrum'da da anneannesi, dedesi, dayısı ve benim anneannemle çok güzel vakit geçirdi.Oğlum kalabalığın onlarda torunlarının sefasını sürdüler.
Neredeyse her akşam İzmir'de deniz kenarında yürüyüşe çıktı.Yürüyüş demem oğluma haksızlık olur çünkü yürümedi resmen koştu.
Tabii geceleri de mışıl mışıl uyuyup sabahları uyanmak bilmedi.Denize bile gitmek için minik beyin uyanmasını bekledik.Gene yemeden içmeden kesildi ama bu sefer farklı bir şey yaptım bağrıma taş bastım aç bıraktım.Sonuç çok iyi oldu.Bir gün benim döner pilav tabağıma saldırdı, bir başka gün müthiş Sığacık pazarında köylü teyzelerin yaptığı nefis yaprak sarmalarını böreklerini yedi.Bademler pazarında ilk incirini yedi.Seferihisarda denizden dönerken sıcağa aldırmadan bayram tatlısı kalburastısını yedi.Her sabah kahvaltısını boyoz ile yaptı,kumsalda favori yiyeceği ise İzmir üzümüydü.Tatil sonunda oğlum artık Kafkas bebesi değil tam bir Ege efesi olmuştu.
Deniz faslına gelirsek.Suyla oynamayı çok sevdiği için denize girmekten çok kumsalda denize taş atmayı kovaları suyla doldurup boşaltmayı çok sevdi.
Arasıra kucağımda denize soktum ama sanırım asıl seneye yüzmenin tadını alacak.Haa birde kumsalda azıcık ilgi görsün beni bile unutup kızların yanına gidip oturuyordu.Bir diğer eğlencesi de hayvanlardı oğlumun.Zaten varolan hayvan sevgisi daha da arttı.Her gün kedi köpek sevmeye dışarı çıktı.
İzmirden sonra Bodrum'da annemlerle birlikteydik.Biraz buruktum çünkü kardeşim askere gidiyordu.Ati dayısı ile doyasıya oynadı benim biraz tembel olan kardeşim gıkını bile çıkarmadan evin kaç kat merdivenlerini yeğeni ile birlikte çıktı indi askerlik öncesi iyi antreman yaptı.Bazen beni çok yordu oğlum ama herkes torun diye çıldırdığı için mutlaka ilgilenecek birileri oluyordu.Bende azıcık olsun tatilde olduğumu farkediyordum.
En güzel akşamlardan biri Ati'm ve ortimle Gümüşlük'e gittiğimiz gündü.Çünkü orası benim için çok özeldi.Daha ortimle nişanlı bile değildik Ankara'dan kalkıp beni görmeye gelmişti.Tabii evden nasıl çıkacağımı düşünürken sağolsun annem dayım ve anneannem beni çok güzel idare etmişti kime karşımı benim sevgili ama biraz aksi dedeme karşı.Bütün gün Gümüşlük sahilindeydikSonra nişanlandık ortim bu sefer daha rahat geldi.Dedemle evin balkonunda tavla turnuvaları yaptılar.Bir akşamda gene Gümüşlük sahilinde çok güzel bir akşam yemeği yedik.Sonra evlendiğimiz yaz gene oradaydık.En son hamileyken gitmiştik.Sadece Datça'ya gitmeden Gümüşlük sahiline inip ayaklarımı suya sokmuştum.Bu sefer oğlumuzla orada olmak benim için çok güzel ve özel bir andı.
Aslında tatilde pek bir şey yapmadığımızı düşünüyordum ama ne kadar çok şey yazdım.Galiba sadece evimi değil blogumuda özlemişim.Oğluşum uyanmak üzere bu aralar zorlu bir süreçten geçiyoruz memeden kesme çalışmaları başladı.Tatil günlüğüme kaldığım yerden daha sonra devam edeceğim.Daha anlatacaklarım bitmedi.

29 Temmuz 2012

İzmir yolcusu kalmasın!

Uzun uzun yazmayı çok isterdim, gene anlatacak bir dolu şey birikti ama zaman kısıtlı.Bugün ailece uçuyoruz.İstikamet önce İzmir sonra Bodrum, Marmaris,Datça ve son olarak tekrar İzmir.Uzun bir tatil bizi bekliyor.Atilla şu anda onu nasıl hareketleri günlerin beklediğinden habersiz uyuyor.
Oralarda yazamayacağım ama güzel fotoğraflarla ve anılarla geleceğim.Atilla ile ikinci tatilimiz ama kuzucumun bu sefer bütün antenleri açık olduğu için denizin ve oyunun tadını daha iyi çıkaracağına eminim.İnşallah yorgun anne de biraz olsun dinlenme fırsatı bulur.Çünkü dönüşte bizi gene Ardahan da çetin bir kış bekliyor olacak.Şöyle bir güzel ısınalım eğlenelim depolayalım tüm güzellikleri dönelim evimize.
Şavşat-Karagöl

15 Haziran 2012

Blogum unutmadım seni!

Y-a-z-a-m-ı-y-o-ru-m.Geziyoruz, çok güzel fotoğraflar çekiyoruz,yeni kitaplar okuyorum, Ati her geçen gün dahada büyüyor her gün yaptığı yeni bir şeyle bizi şaşırtıp eğlendiriyor.
Paylaşacak bir sürü şey birikiyor ama ben kendimle başbaşa kaldığımda sadece okumak istiyorum ve itiraf ediyorum sanırım en çok sevdiğim şeyden blog yazmak içinde olsa vazgeçemiyorum.
En son Ani harabelerinden bahsedeceğimi söylemişim.Ooooo...oranın üstüne nerelere gittik.Ama Ani'ye haksızlık etmek istemem en azından bir kaç fotoğraf paylaşayım ve mutlaka gidilmesi gereken bir yer diyerek bu geziye bir nokta koyayım.
Asıl bomba gezi İzmir'e oldu.Oğlumla ilk yalnız uçak yolculuğumuzu yaparak babanne ve dedeye gittik.Ortim eğitim için başka bir yerdeydi sonra bize katıldı.
Benim minik yol arkadaşım hiç sorun çıkarmadı ne uçakta ne de İzmir'de.Normalde yapışık ikizler gibi dolaştığımız için orada da bana hiç nefes aldırmayacak derken değişiklik oğluma çok iyi geldi.
Dedesiyle her gün boyoz ve simit almaya çıktı.Çeşmealtı,Seferihisar ve Sığacık'a gittik.Denizin büyüklüğü karşısında önce çok şaşırdı benim Kafkas bebem ama sonra çok sevdi.
Her yer kedi köpek doluydu hangisini ellesem diye çıldırdı.
Parkta özgürce oynadı.
Annesi de mis gibi iyot kokusunu içine çekti deniz kenarında çuprasını midyesini yedi.Kuaföre gidip biraz hanıma benzedi.Alsancak'ta zevkle mağazaları dolaştı.
Gezinin tek can sıkıcı olayı yemekle arası zaten hiç iyi olmayan oğlumun neredeyse hiç bir şey yemeden gün geçirmiş olmasıydı.Nereden geldiğini hiç anlamadığım enerjisi bitmek bilmedi ağzına bir lokma sokabilmek için herkes pervane oldu.Biliyorum ısrar etmemem gerekir ama onun kibrit çöpü bacaklarını ve olmayan poposunu görünce dayanamıyorum.Sonuçta kısa ama çok güzel bir geziydi hepimize çok iyi geldi.
Ardahan' döndüğümüzde bir şok yaşadık çünkü beklediğimizden daha da sıcaktı hava.Doğa kelimenin tam anlamıyla çıldırmış durumda her yerde değişik otlar, renk renk çiçekler ve şimdiye kadar görmediğim yeşillikte çimenler var.
Bizde vakit tamam dedik ve kalabalık bir grupla Seyirtepe denilen piknik alanına attık kendimizi.Her zamanki gibi önce gene nereye getirdi bunlar beni diye şaşırdı
ama sonra koştu çimenlerde bizde koştuk peşinden çünkü bir tepenin üstünde olduğumuzdan etraf biraz tehlikeliydi.Ama kuzucum doğa ile haşır neşir olmaktan çok mutluydu.Koşturmaktan farkına varamamaşım bir ara emzirmek için oturupta etrafa bakınca gördüklerim gerçek mi yoksa bir tablonun içindemiyim düşünmeden edemedim.
Birde Çıldır gölü vardı hani şu üstünde kızakla gezdiğimiz bir günde oraya gittik. İşte son durumu budur.
Bu memlekete kar kesinlikle daha çok yakışıyor ama kışın güneşin öğleden sonra 3'te kaybolduğunu düşündükçe şimdi iyiyiz diyorum.Öyle yada böyle 6 ayımızı devirdik bile burada.Her yere ve alıştığımız her şeye uzakta olsak birlikteyiz ya mutluyuz işte.

16 Mayıs 2012

Ati,Orti ve ben Gürcistan yollarında...

Bu defa arayı çok uzatmadan yazmak istedim tabii bunda oğlumun bir kaç gündür güzel uyumasınında payı var.( aman dilimi ısırayım)
Evet nerde kalmıştık diye başlayayım en son rotamızı Gürcistan'a çevireceğimizi söylemiştim.Gürcistan-Ahıska'ya gittik.
Batum'a Haziran sonu gitmeyi ve birkaç gün kalmayı planlıyoruz.Giderken hava biraz kötüydü Ilgar dağı geçidinde dolu bile yağdı.
Ati sağolsun gene yolda uyuyarak yolculuğu daha da zorlaştırmadı.
Gümrükten geçiş yarım saat sürdü.Küçük bey'in fotoğraflı kimliği gösterilip geçiş kartı alındı.Tabii Ati nereye nasıl gittiğimizin farkında değil.O sırada yavru köpeği uzaktan hiiiii diye sevip geçen tırlara buuuuvvv yapmakla meşguldü.
Gürcistan sınırını geçince Ahıska'ya gelmeden Vale şehrinden geçiyorsunuz.Ortimle dönüşte burada durup gezelim diye planlamıştık ama güvenlik nedeniyle durmamamız gerektiğini Ahıska'da tesadüfen tanıştığımız yetkili bir Türk'ten öğrenince vazgeçtik.Aslında fotoğraflanması gereken çok güzel binalar vardı.Hele benim gibi 2.Dünya savaşı filmlerine ve kitaplarına meraklı birisi için büyülü bir yerdi.Artık dönüş yolunda cama iyice yapışıp hafızama resmettim oraları.
Ahıska'ya vardık arabamızı park ettik.Dolaşmaya başlamadan yemek yiyelim dedik ama ben pek birşey yiyemedim.Zaten tek kelime Türkçe hadi onu geçtim İngilizce de bilmedikleri için anlaşmak çok zor.(İşin doğrusu bizle çokta anlaşmak istedikleri yok)Zar zor yemeğimizi sipariş ettik.Ortime bir çeşit köfte geldi
bende Gürcü mantısı ''khinkali'' bizde Hıngel diye bilinen yemeği istedim
ama zannedersem içine koydukları taze kişniş nedeniyle yiyemedim.Değişik bir aroması vardı.Günü sadece üzümlü Rus çikolatası ile geçirdim o nefisti.
Sonra pusetine ısrarla oturmayı istemeyen, kol kası yapmama neden olan oğlumla ve ortimle gezmeye başladık sokakları.
Öncelikle şunu belirtmem lazım bu kadar birbirimize yakın yani sınır komşusu olmamıza rağmen çok soğuklar hatta gelmesek daha da memnun olacak gibiler.Biz yürürken karşından gelen bir genç bir kadın yüzümüze baka baka 3 kere istavroz çıkardı.Markette alışveriş yaparken sanki yokmuşsun gibi davranıyorlar.Bilmem belkide ben Kapalıçarşıdaki canııııım esnafı arıyorum oradakilerde buradakileri beğenmiyor olabilir.Ama sonuçta öyle yada böyle gezdik alışveriş yaptık Ahıska'yı gördük mü gördük ve büyük bir hevesle dönüş yoluna geçtik.
Umarım Batum gezimiz daha olumlu bir havada geçer.
Bu hafta ise Kars-Ani harabelerindeydik ve tek kelime ile müthişti.Ama o bir başka yazı konusu.Düşünüyorumda acaba blogumun adını ''duyguyla geziyoruz'' yapsam mı?Yok çok heveslenmeyeyim ben karakış gelince evimizin odalarını gezmeye başlarız yine Ati'm ve ortimle.

04 Mayıs 2012

Leyleği havada gördük

Çooooktan geldik Ankara’dan. Tadı damağımızda evimize döndük. Ankara’da günler çok güzel geçti.Planladığımız her şeyi yaptık.Ati ilk 2 gün biraz yabancılık çekse de sonra alışıp yaramazlıklara anneannenin evinde de başladı.Daha minicikken pusetle gezdiği yerleri minik adımları ile gezmesini izlemek o meraklı bakışlarına şahit olmak çok keyifliydi.

Dönünce ne görelim bizi lapa lapa yağan karla Ankara’ya uğurlayan memlekete bahar gelmiş.Tabii ayağımızın tozuyla hafta sonu gezmelerine başladık.Önce Hopa’ya gittik.Hopa’dan çok yol güzergahımızdaki manzaralar müthişti.

Manzara gerçek mi yoksa resim mi ayırt edemiyorsun.Hopa’da deniz havasını çok şükür soluduk.Oğluşu sahilde gezdirdik.

Tabii mis gibi Karadeniz pidelerini mideye indirdik.Aynı doğa güzelliğinin gün batımını yaşayarak döndük.


Ertesi gün Gürcistan sınırında bulunan göç kuşlarının uğrak yeri Aktaş gölüne gittik.Orayı fotoğraflayamadık ama Ortimin üstün çabaları sayesinde Urartular zamanından kalma Şeytan Kalesinin fotoğrafını çekebildik.


Sonra Çıldır gölüne doğru yol aldık.Daha bir kaç ay önce üzerinde faytonla gezdiğimiz göl yarısı erimiş yarısı hala donuk haliyle karşıladı bizi.

Arabadan inmeden gölün etrafını dolaştık.Ati sağolsun hep uyudu.Zaten araba demek bizim çocuk için uyku demek yoksa böyle rahat gezebilir miydik bilmiyorum.

Geçen hafta ise Gürcistan sınırındaki Posof ilçesine gitmeye karar verdik.Posof şimdiye kadar gittiğimiz yerler içinde en güzel olanıydı.

Oldukça küçük bir ilçe ama yeşili, havası, doğal ürünleri çok güzel.Hava biraz yağmurlu olduğu için yeşilin tadını doyasıya çıkaramadık ama oğlumuzu çimenle tanıştırdık.

Aslında ortimin bir sürprizi varmış o gün Gürcirstan’a götürecekmiş bizi.Sınır kapısına geldik ama giremedik.Sebep?Atilla yüzünden bize izin vermediler.Çünkü yaşı kaç olursa olsun fotoğraflı nüfus cüzdanı gerekliymiş küçük bey için.Bu hafta yeni nüfus cüzdanını çıkardık.Çok sevimli bir nüfus cüzdanı oldu. Bu da demek oluyor ki yarın Gürcistan’a gidiyoruz.

Gezelim görelim tadında bir yazı oldu, baharı gördük vurduk kendimizi yollara burada günler başka nasıl geçerki dağ bayır, çayır çimen demeden gezeceğiz.Atilla daha tam keyfine varamıyor bu gezilerin eve dönünce sevinç çığlıkları atıp oyuncaklarına saldırıyor ama hele biraz büyüsün iyi bir yol arkadaşı olacağına eminiz.