29 Aralık 2014

Yine yeni yeniden

2014'ü uğurlarken kısa bir merhaba demek istedim.Hayatımda ani değişiklikler oldu.Oğlum yuvaya başladığının ertesi günü ben işe başladım.3 senedir her anı birlikte geçen bizim için bu süreç biraz sancılı oldu.Haftanın 6 günü çalışmak ve bir güne herşeyi sığdırmaya çalışmak dahada zorladı beni...peki nasıl mıyım nasıl olduğumu düşünemeyecek kadar yorgunum.Bundandır blog dan uzak kalışım. Güle güle eski yıl!yeni yıl merhaba!hepimize güzelliklerinle gel!

12 Mart 2014

O kara gözleri hiç unutmayalım!



Dünden beri hayat aynı rutininde devam ediyor gibi gözükse de aklımda yüreğimde Berkin'de...Söylenecek çok şey var da bekliyorum bakalım asıl konuşması gerekenler ne söyleyecek yapılması gerekenler yapılacak mı? Ben evimde oturup yaşananları izlerken kahroluyorum utanıyorum.Nasıl bir ülke olduk biz!

Sen gittiğin yerde huzur içinde uyu Berkin!

01 Mart 2014

3 yaşında delikanlı bir oğlumuz var artık!




25 Şubat Salı günü çoooook güzel bir parti ile oğlumun 3.yaşını kutladık.İlk iki senenin aksine kalabalıktık bu sefer.Oğlumun deyişi ile herkesler gelmişti.

Parti Atilla'nın en sevdiği şarkı nane limon eşliğinde dans ederek başladı.Kuzum aslında çok yorgundu çünkü doğum günü öncesinde ağır bir grip geçirdi.Ama herşeye rağmen oynadı güldü eğlendi.Çok mutluydu.

Çok önceden hazırlıklara başlamıştım.Parti süsleri,doğum günü mönüsü,kıyafeti her şey tam istediğimiz gibiydi.Doğum günü pastasını ise oğlumun istediği şekilde yaptırdık.En sevdiği çizgi film karakterleri olan Max& Ruby'nin olduğu çikolatalı bir pastaydı.



Pastayı görünce gözyaşlarımı tutamadım.Ailemiz nerdeymiş Duygu'yu ağlatan pasta diye bana takıldılar ama sanırım hastalıktan dolayı zor geçen bir kaç günün boşalmasıydı o ağlama.Elinde kağıt kalemiyle oğlumuzun karşına oturup kurmayı başardığı birkaç cümle ile Ati'nin tam istediği gibi bir pasta yaptığı  sadece görüntüsü değil tadı ile de bizi mest ettiği bu  pasta için Bilge Şahin pasta dükkanına çok teşekkür ediyorum.

Şimdi bana gelirsek...Çok şükür bu günleride gördüm diyorum.Büyüdü artık karşılıklı oturup konuşuyoruz sorular soruyor kendi anıları var onları anlatıyor bazende bana anlat anne anlat diyor..İlk aylar çok zordu herhalde uyuyor muydu? gazı var mıydı? çok ağlar mıydı? 2 yaş hırçınlığı var mıydı ? hatırlamıyorum desem.Tabii ki hatırlıyorum.Ama bize yaşattığı o kadar büyük bir mutluluklar var ki.Tüm zorlukları unutturuyor.Geride tek hatırlanan mis bebek kokusu minicik elleri ve ayakları,ilk gülüşü ilk adımları ve ilk kelimeleri oluyor.

Öncelik şimdi kendim için bişeyler yapmak.3 koca yılı doyamaya doyamaya da olsa oğlumla geçirdim.Artık onunda yaşıtları ile vakit geçirme zamanı geldi.Geçen haftalarda bir kreş ile görüştüm.Benim için iş imkanları ufukta gözükür gibi oldu.Bakalım hepimiz için hayırlısı ne ise o olsun.

Umarım aylar sonra buluşmayız seninle  blog.Günlük yazmada ne kadar istikrarlı olsamda kağıt kalem kadar iyi olmadı aramız klavye ile.Ama genede yazmaya devam....




03 Aralık 2013

Aşk masalı ama en gerçeğinden!



12 yaşındayım ortaokuldayız.Arka sıramda esprileri ile beni çok güldüren zeytin gözlü biri var.Bir şeyler var aramızda ama adını koyamıyorum.Gözlerine baktıkça yüzüm kızarıyor.Bana prenses pastası alıyor bir gün utanıyorum yiyemiyorum.Benden hoşlanıyor galiba bende ondan ama yaşayamıyoruz bir şeyler yarım kalıyor hatta onu üzüyorum galiba.Ama o zamanlar tuttuğum günlüğe şöyle yazıyorum''Allahım ileride evleneceğim erkek bu olsun''

Sonra tayinimiz çıkıyor oradan ayrılıyoruz.Ortak bir arkadaşımız aracılığıyla ondan bazen haberler alıyorum.19 yaşındayım.Birgün o zeytin gözlü,ortak arkadaşımızın cüzdanında resmimi görüyor.Beni soruyor.Arkadaşımızda telefon numaramı veriyor.Bilmediğim bir numara beni arıyor açıyorum.Sanki daha dün ayrılmışız gibi konuşuyoruz.Üniversite sınavlarına hazırlanıyorum o sırada.Sınav sonuçları belli oluyor.Onun okuduğu şehirde bir bölüm kazandığımın haberini alınca seviniyoruz.Gelince görüşelim diyor.

Yaz tatili boyunca sürekli mesajlaşıyoruz.Her mesajda kalbim dahada hızlı atıyor.

Okullar açılıyor.Okulun açıldığı ilk hafta sonu buluşuyoruz.Yıllar önce adını koyamadığımız o şeyin adını koyuyoruz.''Sevgiliyiz'' artık.Dolu dolu bir 6 sene geçiriyoruz.Üniversite de okurken nişanlanıyor okul bitince de evleniyoruz.Zeytin gözlü arkadaşım sevgilim hayat arkadaşım herşeyim ve çocuğumun babası oluyor.

Birlikte çok şey yaşadık.Acı, tatlı, komik,neşeli,maceralı...Biz birlikte büyüdük.Çok güzel sevdik çok güzel kavgalarda ettik. Hayatı birlikte yaşadık yaşıyoruz.

Bugün evliliğimizde 8.yılı geride bıraktık.Daha yaşayacak upuzun bir hayat bizimle.Hayallerimiz var,büyüteceğimiz bir oğlumuz var.Her şeyden daha önemlisi kocaman sevgimiz var.

Seni çoooo.......k seviyorum canım hayat ortim benim! 

11 Kasım 2013

Anniii senin blogun mu vardı?


Burası nasıl bir yer böyle! Hiç geldiğim yere benzemiyor. Uçaktan indikten sonra annemle boş bir eve gittik. Annem çok mutluydu.Hiçbir eşyam yoktu ama annem ''Ati burası yeni odan'' dedi. Sonra alışveriş için bir yere gittik bu oyuncağa bindim. Güzeldi ama tedirgindim. Beni neler bekliyordu acaba burada.

Birkaç gün sonra kamyonla eşyalarımız geldi sonrada babama kavuştum. Yeni evimiz demek burasıydı. Hayat çok güzel başladı. Her akşam yürüyüşe çıkıyorduk. Hafta sonları ya Kuğulu parka yada Eymir gölüne gidiyorduk.
 
 
 
Biz Ankara'daki parklarda gezerken İstanbul'da ki bir başka parkta ağaçlar kesiliyordu. Çok üzgündüm. Minik bir çapulcu olarak desteğimi tabii ki esirgemedim.



 
Bu arada bende yavaş yavaş büyüyordum. Nihayet anni dedim şimdi dakikada bir milyon defa anne diyorum ve galiba annemi bazen çıldırtıyorum. Anne dedikten sonra nihayet dilim çözüldü. Bir iki kelime derken başladım konuşmaya.Tamam artık bu çocuk derdini anlatıyor dedi annem ve bir gün altımdaki bezi çıkardı.

Ama ne ben ne de annem çok zorlu bir sürece girdiğimizi bilmiyorduk. Ben salonun ortasına çiş yapıyordum annem ağlıyordu sonra bir gün tuvalete oturup yaptım hem çişimi hem kakamı gene ağladı annem. Sevinç gözyaşlarıymış öyle dedi babam.1 ayda kaptım tuvalet işini. Kendi başarısı sanıyor ama sıcaklarda hiç çekilmiyordu bezi atmak iyi oldu dedim kabullendim bu tuvalet işini. 

Bizimkiler yerinde duramıyordu. Bir hafta sonu tatil provası yaptık Gölbaşında bir otelin havuzuna gittik. Çok eğlendim.


 
Sonra gerçek tatilimiz başladı. Kemer'e gittik. Denize girmektense annemle kumların üzerinde oynamaktan çok daha keyif aldım.Annemse benden fırsat buldukça kaçıp denize atıyordu kendini bense anniiii diye bağırmaktan vazgeçmiyordum. Ben gene çok eğlendim onlarda ben eğlendiğim için çok mutlulardı.





Tatil dönüşü babam işe bense yeni evimizde annemle yeni hayatımıza başladık. Her sabah annemle dışarı çıkıyoruz. Alışverişe gidiyoruz, parka gidiyoruz hayat burada daha hareketli geçiyor.




Ama ben yorulmak bilmiyorum. Gün hala benim çok erkenden başlıyor. Anniii güneş doğdu kalk diye sabahın 6'sında uyanıyorum. Annem sanırım bu durumdan pek memnun değil ama ne yapayım güneş doğmuş yapacak çok şey var ne uyuyayım.

En son beni Atatürk'e götürdüler. Çok güzeldi. Elimde bayrak Atatüüüyk! diye bağırdım.

 
Bu kadar gezip tozma içinde gittiğim en güzel yerdi.Asker yürüşü bile yaptım rap..rap....

İşte Ankara'da günlerimiz böyle başladı. Ben artık iki uçuk yaşında bir delikanlıyım ve bakın blog bile yazıyorum. Annem mi nerede? Babama sorarsanız ''artık kendi bilgisayarın bile var kendin için bir şeyler yap bak kaç ay oldu blog bile yazmıyorsun'' diyor. Annemse '' çok yorgunum bu çocuk niye bu kadar erken kalkıyor hiçbir şeye yetişemiyorum'' diye sızlanıyor. O yüzden bu tartışmaya bir son vermek istedim ve ben geçtim bilgisayarın başına. Annem de aslında kendini ve kendi ile vakit geçirmeyi çok özledi. Umarım en kısa zamanda yazar bir şeyler. Şimdi gitmem lazım. Anniiiiiii.....!







18 Mayıs 2013

Ardahan'a veda vakti...



Yarın bu saatler oğlumla birlikte Ankara'ya adım atmış olacağız.Ortim de Cuma günü
eşyalarımızla birlikte yanımızda olacak inşallah.Üçümüz bildiğimiz alıştığımız Ankaramızda yeni evimizde yeni hayatımıza şöyle derin bir ohh çekerek merhaba diyeceğiz.

Ne umutlarla hayallerle gelmiştik buraya.Ama pek çok şey beklediğimiz gibi gitmedi.Yıllar sonra Ardahan ile ilgili aklımda sadece oğlumuzla yaşadığımız güzel günler olacak.Ati bebekti buraya geldiğimizde...ilk adımını burada attı, ilk kelimelerini burada söyledi.Bir evin içinde sabahtan akşama kadar her anımı onunla dolu dolu geçirdim.

 




Ama genede nedense içim buruk.Bu satırları yazarken bile gözlerim doluyor.Bitişler başlangıçlar zor oluyor benim için.Bilmem belki yıllar sonra oğlumuz büyüyünce buraları ona  göstermek için  geliriz.Ardahan demek benim için Ati'nin bebekliği demek.

Annem çalışan bir anne olduğu için, küçükken hep çocuğumu ben büyüteceğim.Kimselere bırakmayacağım.Çalışmayıp her anını yaşayacağım derdim.Ardahan benim için böyle bir yer oldu.O yüzden nankörlük edemem burayı oğlumla yaşadığımız güzel, komik ve  yorucu günler adına hiç unutamayacağım.





Ardahan'dan şimdilik bu kadar.Ankara'da görüşmek üzere...

12 Mayıs 2013

İyi ki annenim!İyi ki anneyim!



Küçük adamım benim 2 yıldır hayatımdasın iyi ki varsın! Günler senle  o kadar hızlı geçiyor ki  senden önce Duygu neler yaparmış unuttum bile, sanki kendimi bildim bileli senin annenim.

Bu sabah gene dudağımda minik ıslak dudaklarını hissederek uyandım.Uykudan gözümü açamasamda bu uyandırışa kayıtsız kalınır mı?Öptüm kokladım hemen.

Seni çok seviyorum canım oğlum!Ne mutlu bana Allah bana senin gibi bir evlat verdi.

Henüz anne demesende o boncuk gözlerinle anlattıkların yeter bana.Ee..desende fena olmaz hani.

Ben bu satırları yazarken sen babanla dışarıda geziyordun.Sonra kapı çaldı ve kucağında koca bir buket çiçekle geldin bir yandan da çiçe çiçe diyordun.Bende gözyaşları boşanıverdi tabii.Hep böyle mutluluktan ağlayayım senin için.

07 Mart 2013

İmdaaaat! oğlum 2 yaşında...

Neler oldu bu çocuğa anlamıyorum.1 haftadır farklı bir Ati var.Çığlıklar atıyor,yumruklarını sıkıp bağırıyor,iştahı hiç yok,gece sık uyanmaya başladı gene.Evde ortimle konuşamıyoruz bile çünkü kendi sesimizi bile duymamızı engelleyen minik bir canavar var.



Değişik oyunlar oyuncaklar hiç bir şeye yaramıyor.En iyisi aslında dışarı çıkarıp enerjisini boşaltmasına fırsat vermek değil mi? Ama bizim buralara cemre filan uğramadı bu sabah 8 'de -15 miş dışarısı.Zaten her yer cam gibi kaygan.Ne yapacağımı şaşırdım.Kızamıyorsun tabii kendini kendini yiyorsun.Her akşamı baş ağrısı ile bitiriyorum.

Niye mi yazdım bunları.Geleceğe not düşmek istedim unutmayayım diye.Hani diyorlar ya zor zamanlar unutuluyor yok valla unutmak istemiyorum.Çocuk sahibi olmak evet çok güzel şükrediyorum her gün.Ama büyütmek düşündüğümden zorlu çıktı.Daha dur diyenleri duyar gibiyim.Anneme dün Ati'nin son hallerini anlatırken bana siz hala laf dinlemiyorsunuz dedi.Ne denir bilmem ki.

Neyse Allah sabır,sağlık,güç kuvvet versinde bu dönemide atlatalım.Daha ergenliği var bu minik adamın!?

26 Şubat 2013

İyi ki doğdun oğlum!


 
Dün Atilla'nın 2.yaşını kutladık.İlk doğumgününde olduğu gibi  gene üçümüzdük.Ama seneye inşallah daha kalabalık bir şekilde Ankara'da kutlayacağız.Zaten bu senede pek farkında değildi olanların.Pastasını hafta sonu kaçamağı yaptığımız Erzurum'dan aldık.Ama uğurböceğini çok sevmiş olacakki pastayı kesince ağlamaya başladı.Evi süslediğim balonlarla oynamak istedi.Neden yaptığını bilmesede mumları üfle dediğimizde üfledi ama.
 
 
 
Herhalde hayatımın hiç bir döneminde zaman bu kadar hızlı geçmemiştir.Klişe olacak belki ama oğlumu kucağıma aldığım an daha dün gibi aklımda.Şimdi ise evde 3.bir kişi var resmen.Her geçen gün şükrediyorum böyle bir evladım olduğu için.
 
Hamileliğim çok rahat geçsede Ati biraz zor bir bebek oldu.Hala ele avuca sığmaz halleri ile beni yorsada herşeye değiyor.Ahh birde o köfte dudaklarından ''anne'' dediğini duysam.Evet hala anne demiyor.Ama baba derken bile içim eriyor artık anne dediğinde ne olurum bilemem.
 
Canım oğlum önce mercimeğimizdin şimdi evimizin küçük adamı oldun.O kocaman gözlerindeki merak,enerjin,yüzündeki gülümsemen hiç eksik olmasın.Seni çok ama çok seviyoruz iyi ki varsın annesinin ve babasının kuzusu!

 
 
 

23 Ocak 2013

Geldik...Gidiyoruz...

 
Nereden başlamalı nasıl anlatmalı bilmiyorum.5 ay olacak bloguma uğaramayalı.En iyisi sondan başlamak.
 
 
Ardahan'a biz çok iyi niyetlerle gelmiştik.Kısıtlı imkanlarına rağmen burada mutluyduk.Ama biz ne kadar iyimser olmaya çalışsakta üst üste çok aksilikler geldi.Hayata hep olumlu tarafından bakan beni bile çıldırttı burası.Özellikle ortimim iş ortamında yaşadığı olumsuzluklar sonucu buradan gitmeye karar verdik.


 
Kasım ayında Ankara'ya gittik ve ortim bir umut yan dal sınavına girdi.Çok şükür sınavı kazandı.Ve biz tekrar Ankara'ya dönüyoruz hem de oradan hiç ayrılmamak üzere.Mutluyum ama bu sefer mutluluğumu daha temkinli yaşıyorum.Ne zaman gideceğimiz nerede oturacağımız henüz belli değil ama, belli olan bir şey var ki buradan gidiyoruz!Böylesi üçümüz içinde daha iyi olacak.En çok oğlum için seviniyorum.Orada anneanne, babaanne, dayı ve dedelerle kalabalık bir ortamda büyüyecek.Ardahan'da bir asır gibi süren soğuklarda eve hapis olup ne yaparcağını şaşıran oğlum orada daha özgür olacak.Ortim ve ben alıştığımız bildiğimiz yerde daha huzurlu olacağız.
 
 
İşte gene iyi niyetlerle bir gidiş ama bu sefer inanmak istiyorum her şeyin daha iyi olacağına.Burada özleyeceğim bir kaç an tabii ki olacak.İlerde oğluma anlatacak çok güzel günlerimizde oldu, ama sanırım Ankara bizim içimize işlemiş.Bunu Kasım ayında Ankara'ya gittiğimde daha iyi anladım.Ankara belki çok güzel bir şehir değil ama geçmişimiz orada bizim.Her bir taşında biz varız.Gözümü kapatsam yolumu bulurum orada.İşte böyle hayatımızdaki en büyük değişiklik bu.

Onun dışında oğlumda da büyük değişiklikler var tabii.Neredeyse 2 yaşına basacak ve artık evde resmen üçüncü kişi olarak kendini belli etmeye başladı.Sıkı minik bir arkadaşımız var.Beni biraz zorluyor gerçi.Ele avuca sığmaz bir çocuk.Özellikle sütten kesme süreci umduğumdan çok daha zorlu geçti.Sağlımı bile etkiledi.Ama 2 ayın sonunda çok şükür emmeyi unuttu.

Onun peşinde koşturmak bazen beni çok yorsada yarım yamalak konuşmaları,sarılıp öpmesi ile her şeyi unutturuyor kerata.Tabii iyi gelişmelerde var.Doğduğu günden beri devam eden uyku düzensizliği sonunda rayına oturdu.Artık oyuncakları ile kendi başına vakit geçirebiliyor.Yemek yemesi düzene girdi.Sanırım gün geçtikçe, kendini daha iyi ifade etmeye başladıkça daha iyi olacak.
 Yeniden bir merhaba yazısı olsun bu. Devamı tez zamanda gelecek.Çünkü özlemişim burada olmayı.
 




27 Ağustos 2012

Evim evim güzel evim

Tatile giderken evimi bu kadar özleyeceğimi aklıma gelmemişti ama Ardahan da olsa insanın evi gibisi yok.Bizim için değişik bir tatildi.Mutluydum çünkü oğlum her anın tadını doyasıya çıkardı.Ati adeta keyiften çıldırdı.Hiç yabancılık çekmedi.İzmir'de babaannesi dedesi ile Bodrum'da da anneannesi, dedesi, dayısı ve benim anneannemle çok güzel vakit geçirdi.Oğlum kalabalığın onlarda torunlarının sefasını sürdüler.
Neredeyse her akşam İzmir'de deniz kenarında yürüyüşe çıktı.Yürüyüş demem oğluma haksızlık olur çünkü yürümedi resmen koştu.
Tabii geceleri de mışıl mışıl uyuyup sabahları uyanmak bilmedi.Denize bile gitmek için minik beyin uyanmasını bekledik.Gene yemeden içmeden kesildi ama bu sefer farklı bir şey yaptım bağrıma taş bastım aç bıraktım.Sonuç çok iyi oldu.Bir gün benim döner pilav tabağıma saldırdı, bir başka gün müthiş Sığacık pazarında köylü teyzelerin yaptığı nefis yaprak sarmalarını böreklerini yedi.Bademler pazarında ilk incirini yedi.Seferihisarda denizden dönerken sıcağa aldırmadan bayram tatlısı kalburastısını yedi.Her sabah kahvaltısını boyoz ile yaptı,kumsalda favori yiyeceği ise İzmir üzümüydü.Tatil sonunda oğlum artık Kafkas bebesi değil tam bir Ege efesi olmuştu.
Deniz faslına gelirsek.Suyla oynamayı çok sevdiği için denize girmekten çok kumsalda denize taş atmayı kovaları suyla doldurup boşaltmayı çok sevdi.
Arasıra kucağımda denize soktum ama sanırım asıl seneye yüzmenin tadını alacak.Haa birde kumsalda azıcık ilgi görsün beni bile unutup kızların yanına gidip oturuyordu.Bir diğer eğlencesi de hayvanlardı oğlumun.Zaten varolan hayvan sevgisi daha da arttı.Her gün kedi köpek sevmeye dışarı çıktı.
İzmirden sonra Bodrum'da annemlerle birlikteydik.Biraz buruktum çünkü kardeşim askere gidiyordu.Ati dayısı ile doyasıya oynadı benim biraz tembel olan kardeşim gıkını bile çıkarmadan evin kaç kat merdivenlerini yeğeni ile birlikte çıktı indi askerlik öncesi iyi antreman yaptı.Bazen beni çok yordu oğlum ama herkes torun diye çıldırdığı için mutlaka ilgilenecek birileri oluyordu.Bende azıcık olsun tatilde olduğumu farkediyordum.
En güzel akşamlardan biri Ati'm ve ortimle Gümüşlük'e gittiğimiz gündü.Çünkü orası benim için çok özeldi.Daha ortimle nişanlı bile değildik Ankara'dan kalkıp beni görmeye gelmişti.Tabii evden nasıl çıkacağımı düşünürken sağolsun annem dayım ve anneannem beni çok güzel idare etmişti kime karşımı benim sevgili ama biraz aksi dedeme karşı.Bütün gün Gümüşlük sahilindeydikSonra nişanlandık ortim bu sefer daha rahat geldi.Dedemle evin balkonunda tavla turnuvaları yaptılar.Bir akşamda gene Gümüşlük sahilinde çok güzel bir akşam yemeği yedik.Sonra evlendiğimiz yaz gene oradaydık.En son hamileyken gitmiştik.Sadece Datça'ya gitmeden Gümüşlük sahiline inip ayaklarımı suya sokmuştum.Bu sefer oğlumuzla orada olmak benim için çok güzel ve özel bir andı.
Aslında tatilde pek bir şey yapmadığımızı düşünüyordum ama ne kadar çok şey yazdım.Galiba sadece evimi değil blogumuda özlemişim.Oğluşum uyanmak üzere bu aralar zorlu bir süreçten geçiyoruz memeden kesme çalışmaları başladı.Tatil günlüğüme kaldığım yerden daha sonra devam edeceğim.Daha anlatacaklarım bitmedi.

29 Temmuz 2012

İzmir yolcusu kalmasın!

Uzun uzun yazmayı çok isterdim, gene anlatacak bir dolu şey birikti ama zaman kısıtlı.Bugün ailece uçuyoruz.İstikamet önce İzmir sonra Bodrum, Marmaris,Datça ve son olarak tekrar İzmir.Uzun bir tatil bizi bekliyor.Atilla şu anda onu nasıl hareketleri günlerin beklediğinden habersiz uyuyor.
Oralarda yazamayacağım ama güzel fotoğraflarla ve anılarla geleceğim.Atilla ile ikinci tatilimiz ama kuzucumun bu sefer bütün antenleri açık olduğu için denizin ve oyunun tadını daha iyi çıkaracağına eminim.İnşallah yorgun anne de biraz olsun dinlenme fırsatı bulur.Çünkü dönüşte bizi gene Ardahan da çetin bir kış bekliyor olacak.Şöyle bir güzel ısınalım eğlenelim depolayalım tüm güzellikleri dönelim evimize.
Şavşat-Karagöl

15 Haziran 2012

Blogum unutmadım seni!

Y-a-z-a-m-ı-y-o-ru-m.Geziyoruz, çok güzel fotoğraflar çekiyoruz,yeni kitaplar okuyorum, Ati her geçen gün dahada büyüyor her gün yaptığı yeni bir şeyle bizi şaşırtıp eğlendiriyor.
Paylaşacak bir sürü şey birikiyor ama ben kendimle başbaşa kaldığımda sadece okumak istiyorum ve itiraf ediyorum sanırım en çok sevdiğim şeyden blog yazmak içinde olsa vazgeçemiyorum.
En son Ani harabelerinden bahsedeceğimi söylemişim.Ooooo...oranın üstüne nerelere gittik.Ama Ani'ye haksızlık etmek istemem en azından bir kaç fotoğraf paylaşayım ve mutlaka gidilmesi gereken bir yer diyerek bu geziye bir nokta koyayım.
Asıl bomba gezi İzmir'e oldu.Oğlumla ilk yalnız uçak yolculuğumuzu yaparak babanne ve dedeye gittik.Ortim eğitim için başka bir yerdeydi sonra bize katıldı.
Benim minik yol arkadaşım hiç sorun çıkarmadı ne uçakta ne de İzmir'de.Normalde yapışık ikizler gibi dolaştığımız için orada da bana hiç nefes aldırmayacak derken değişiklik oğluma çok iyi geldi.
Dedesiyle her gün boyoz ve simit almaya çıktı.Çeşmealtı,Seferihisar ve Sığacık'a gittik.Denizin büyüklüğü karşısında önce çok şaşırdı benim Kafkas bebem ama sonra çok sevdi.
Her yer kedi köpek doluydu hangisini ellesem diye çıldırdı.
Parkta özgürce oynadı.
Annesi de mis gibi iyot kokusunu içine çekti deniz kenarında çuprasını midyesini yedi.Kuaföre gidip biraz hanıma benzedi.Alsancak'ta zevkle mağazaları dolaştı.
Gezinin tek can sıkıcı olayı yemekle arası zaten hiç iyi olmayan oğlumun neredeyse hiç bir şey yemeden gün geçirmiş olmasıydı.Nereden geldiğini hiç anlamadığım enerjisi bitmek bilmedi ağzına bir lokma sokabilmek için herkes pervane oldu.Biliyorum ısrar etmemem gerekir ama onun kibrit çöpü bacaklarını ve olmayan poposunu görünce dayanamıyorum.Sonuçta kısa ama çok güzel bir geziydi hepimize çok iyi geldi.
Ardahan' döndüğümüzde bir şok yaşadık çünkü beklediğimizden daha da sıcaktı hava.Doğa kelimenin tam anlamıyla çıldırmış durumda her yerde değişik otlar, renk renk çiçekler ve şimdiye kadar görmediğim yeşillikte çimenler var.
Bizde vakit tamam dedik ve kalabalık bir grupla Seyirtepe denilen piknik alanına attık kendimizi.Her zamanki gibi önce gene nereye getirdi bunlar beni diye şaşırdı
ama sonra koştu çimenlerde bizde koştuk peşinden çünkü bir tepenin üstünde olduğumuzdan etraf biraz tehlikeliydi.Ama kuzucum doğa ile haşır neşir olmaktan çok mutluydu.Koşturmaktan farkına varamamaşım bir ara emzirmek için oturupta etrafa bakınca gördüklerim gerçek mi yoksa bir tablonun içindemiyim düşünmeden edemedim.
Birde Çıldır gölü vardı hani şu üstünde kızakla gezdiğimiz bir günde oraya gittik. İşte son durumu budur.
Bu memlekete kar kesinlikle daha çok yakışıyor ama kışın güneşin öğleden sonra 3'te kaybolduğunu düşündükçe şimdi iyiyiz diyorum.Öyle yada böyle 6 ayımızı devirdik bile burada.Her yere ve alıştığımız her şeye uzakta olsak birlikteyiz ya mutluyuz işte.

16 Mayıs 2012

Ati,Orti ve ben Gürcistan yollarında...

Bu defa arayı çok uzatmadan yazmak istedim tabii bunda oğlumun bir kaç gündür güzel uyumasınında payı var.( aman dilimi ısırayım)
Evet nerde kalmıştık diye başlayayım en son rotamızı Gürcistan'a çevireceğimizi söylemiştim.Gürcistan-Ahıska'ya gittik.
Batum'a Haziran sonu gitmeyi ve birkaç gün kalmayı planlıyoruz.Giderken hava biraz kötüydü Ilgar dağı geçidinde dolu bile yağdı.
Ati sağolsun gene yolda uyuyarak yolculuğu daha da zorlaştırmadı.
Gümrükten geçiş yarım saat sürdü.Küçük bey'in fotoğraflı kimliği gösterilip geçiş kartı alındı.Tabii Ati nereye nasıl gittiğimizin farkında değil.O sırada yavru köpeği uzaktan hiiiii diye sevip geçen tırlara buuuuvvv yapmakla meşguldü.
Gürcistan sınırını geçince Ahıska'ya gelmeden Vale şehrinden geçiyorsunuz.Ortimle dönüşte burada durup gezelim diye planlamıştık ama güvenlik nedeniyle durmamamız gerektiğini Ahıska'da tesadüfen tanıştığımız yetkili bir Türk'ten öğrenince vazgeçtik.Aslında fotoğraflanması gereken çok güzel binalar vardı.Hele benim gibi 2.Dünya savaşı filmlerine ve kitaplarına meraklı birisi için büyülü bir yerdi.Artık dönüş yolunda cama iyice yapışıp hafızama resmettim oraları.
Ahıska'ya vardık arabamızı park ettik.Dolaşmaya başlamadan yemek yiyelim dedik ama ben pek birşey yiyemedim.Zaten tek kelime Türkçe hadi onu geçtim İngilizce de bilmedikleri için anlaşmak çok zor.(İşin doğrusu bizle çokta anlaşmak istedikleri yok)Zar zor yemeğimizi sipariş ettik.Ortime bir çeşit köfte geldi
bende Gürcü mantısı ''khinkali'' bizde Hıngel diye bilinen yemeği istedim
ama zannedersem içine koydukları taze kişniş nedeniyle yiyemedim.Değişik bir aroması vardı.Günü sadece üzümlü Rus çikolatası ile geçirdim o nefisti.
Sonra pusetine ısrarla oturmayı istemeyen, kol kası yapmama neden olan oğlumla ve ortimle gezmeye başladık sokakları.
Öncelikle şunu belirtmem lazım bu kadar birbirimize yakın yani sınır komşusu olmamıza rağmen çok soğuklar hatta gelmesek daha da memnun olacak gibiler.Biz yürürken karşından gelen bir genç bir kadın yüzümüze baka baka 3 kere istavroz çıkardı.Markette alışveriş yaparken sanki yokmuşsun gibi davranıyorlar.Bilmem belkide ben Kapalıçarşıdaki canııııım esnafı arıyorum oradakilerde buradakileri beğenmiyor olabilir.Ama sonuçta öyle yada böyle gezdik alışveriş yaptık Ahıska'yı gördük mü gördük ve büyük bir hevesle dönüş yoluna geçtik.
Umarım Batum gezimiz daha olumlu bir havada geçer.
Bu hafta ise Kars-Ani harabelerindeydik ve tek kelime ile müthişti.Ama o bir başka yazı konusu.Düşünüyorumda acaba blogumun adını ''duyguyla geziyoruz'' yapsam mı?Yok çok heveslenmeyeyim ben karakış gelince evimizin odalarını gezmeye başlarız yine Ati'm ve ortimle.